Ebeveynlerin bir kural ve beklentiyi öğretebilmek için kullandıkları sürece sınır koyma denir. Sınır koyma aynı zamanda çocuğa bakım veren kişinin, çocukla aralarındaki güvenli ilişkiye zarar vermeden, çocuğun davranışlarını kısıtlamasıdır.
Sınır koyma becerilerinizi geliştirin çünkü sağlıklı bir yaşamın, dengeli ilişkilerin ve ruhsal huzurun temelinde bu beceri yatar. Birçok insan, başkalarını kırmamak, sevilmek ya da dışlanmaktan korktuğu için “evet” demeye mecbur hisseder. Fakat bu sürekli evet deme hali, zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, içsel bir öfke birikmesine ve hatta tükenmişliğe yol açabilir. Eğer siz de kendinize sık sık “neden hayır diyemiyorum?”, “neden herkes benden faydalanıyor?” diye soruyorsanız, artık sınır koyma becerilerinizi geliştirin demenin zamanı gelmiş olabilir. Danışman olarak, sınır koymakta zorlanan birçok danışanla bu konuyu derinlemesine ele alıyor ve bireysel çözümler üretiyorum.
Sınır koyma becerilerinizi geliştirin çünkü bu beceri sadece “hayır” demekle sınırlı değil. Kendi duygularınızı, ihtiyaçlarınızı ve değerlerinizi tanımak, bunları karşınızdaki kişilere net ve saygılı bir dille ifade edebilmek de bu sürecin bir parçası. Bilindiği üzere sınır koymak, bireyin psikolojik sağlamlığını artırır, benlik algısını güçlendirir. Özellikle çocukluk döneminde sınırları ihlal edilmiş ya da kendi sınırları görmezden gelinmiş bireylerde, yetişkinlikte de sınır çizme becerisi zayıf kalabilir. Ama bu bir kader değildir. Doğru destekle, pratikle ve farkındalıkla bu beceri geliştirilebilir. Danışman olarak, danışanlara duygularını tanımayı, ifade etmeyi ve sağlıklı sınırlar inşa etmeyi öğretiyorum.
Sınır koyma becerilerinizi geliştirin çünkü sınır çizmek sadece sizi korumaz, aynı zamanda karşınızdaki insanlara da sizinle nasıl iletişim kurmaları gerektiğini öğretir. Ne zaman, kime, nasıl sınır çizeceğinizi bilmek, ilişkilerde daha az kırgınlık, daha çok dürüstlük anlamına gelir. Ayrıca sınırları olan bireyler, başkalarının sınırlarına da daha çok saygı duyar. Yani bu sadece sizin için değil, çevreniz için de iyileştirici bir adımdır.
Sınır Koymak-Sınır Belirlemek- Sınır Çizmek
Toplum tarafından, etrafımızdaki kişiler tarafından kabul edilmek ve yalnız kalmaktan korktuğumuz için genel olarak ‘’Kendimizden vazgeçeriz.’’. Kendimizden vazgeçtiğimiz zaman sınırlarımız kalmaz, başkalarının isteklerine, ihtiyaçlarına göre ve onları memnun etmek için yaşarız. Aksini de bencillik zannederiz. Çünkü bize bu öğretilmiştir.
‘’Hayır’’ diyebilmek.. Sınırları belirlemenin yanı sıra etrafına da kendini ifade etmek için ‘’hayır’’ demeyi öğrenmelisin. Sevilmeyeceğinden, onaylanmayacağından korkarak toplumsal ve ailevi kodlar sebebiyle ‘’hayır’’ diyemeyerek, istemediğin halde üstlendiğin konular senin kendi sınırlarını ihlal etmen anlamına gelir. Her ihanetinde kendini aldatır, kendi enerjinden çalarsın. Farkında olsan da olmasan da bunu yaparken karşı taraftan da sana bu yaptıklarının karşılığını vermesi için beklentiye girersin. Beklentiyle verdiğin zaman karşılığını görmediğinde hayal kırıklığına uğrarsın.
Önemli olan kendin olmak ve kendini olduğunun gibi sevmektir. Kendi sınırlarını koyup merkezinde kalmayı başaramazsan karşı tarafı da olduğu gibi kabul edip sevemezsin. Çünkü kendi sınırlarının ihlal edilmesine izin verirsen başkalarının da sınırlarını ihlal edersin. Kendine sağlayamadığın hakkı başkasına sağlayamazsın. Kendine neyi verebiliyorsan, başkasına da ancak onu verebilirsin. Örneğin, başkalarını hiç takdir etmeyenlere bakın, kendilerini de takdir etmeyi bilmezler.
Eğer sen etrafındaki kişilere onlara sınırların ihlal etme hakkı vermeseydin seni üzebilir, yapmak istemediklerini sana yaptırabilirler miydi?
Kendine ihanet ettiğin zaman bunun yarattığı içerlemeyi içten içe bunun acısını karşı taraftan çıkartmak isteriz. Davranış ve sözlerimizle dolaylı da olsa suçluluk yaratırız. Toplumdaki yaygın söylemleri sen de bilirsin. ‘’Senin için saçımı süpürge ettim.’’, ‘’Siz varsınız diye dayandım ben bunca şeye!’’, ‘’Siz benim yaptıklarımın kıymetini bilmiyorsunuz.’’ Taaa çocukluktan bu ve benzeri sözlerle suçluluk hissi iliklerimize işler. Yapmasaydın, kim dedi diye yaptın? Çocuğun dünyaya gelmeden önce onunla telefon görüşmesi mi yaptın? Anlaşmamı imzaladın? Yooo… Bu şekilde suçluluk yaratan bir ebeveyn olarak en uygun davranışın bu olduğuna karar verdiğin için öyle davranmayı seçtin. Belki bu davranışın en iyi anne olmalı hali olduğunu düşündüğün için, suçluluk hissetmemek için, özünde yapmak istediğini, örneğin boşanmaya cesaretin olmadığı için yapmış olabilirsin. En önemlisi şunu unutmamak gerekir, ‘’fedakârlık, özveri, başkalarını kırmamak’’ veya her ne şekilde adlandırırsak adlandıralım, her ne yapıyorsan sadece ve sadece sen seçtiğin için ve sana bir şekilde hizmet ettiği için yapıyorsun. Bu sebeple de yaptığın ve başkalarına verdiğin her ne ise bunu kendin istediğin için karşılık beklemeden yapmalısın.
Başkaları için bir şey yapmadan önce kendi bardağını doldurmalısın. Teknik olarak kendinde olmayanı başkasına veremezsin. Evine misafirin geldiğinde çayın varsa çay, kahven varsa kahve ikram edersin. Kendi içinde ne taşıyorsan başkasına da ancak onu sunabilirsin. Kendinde olmayanı, belki daha sonra karşılığını alırım diye vermeye çalıştıkça ve kendine ihanet ettikçe içinde zehir birikir. Bu zehir öfke, saldırganlık gibi duygulara sebep olabilir. Sen hep dahasını yapmaya devam ettikçe, belli bir süre sonra karşındaki kişi sana ne verirse versin yetmeyecektir.
Sınırları ihlal edilerek büyüyen bir çocuk hayatı boyunca ya ihlal edilecek ya da edilmemek adına etrafına güçlü bir duvar örecektir. Daha küçükken, dört-beş kaşık ile doyduysa ve başka yemek istemiyorsa ağzına zorla kaşığı sokmamak gerekir. Bunu yaparken niyetin çok saf olabilir, sadece onu beslemek istiyor olabilirsin. Ama ona ‘’sen kendinle ilgili karar verecek kapasite de değilsin, ‘hayır’ desen de zorla sana istemediğini yaptırırlar’’ mesajı vererek özgüvenini zedeliyor olabilirsin. Sınırları sürekli ihlal edilen bir çocuğun ileride bağımsız bir karar almasını nasıl beklersin?
Kendinizi ifade etmekte zorluk mu yaşıyorsunuz? Bu soru, çoğu kişinin içten içe kendine sorduğu ama belki yüksek sesle dile getirmeye çekindiği bir duyguyu barındırıyor. Eğer sen de duygularını açıkça anlatamıyor, fikirlerini ifade etmekten çekiniyor ya da konuşurken boğazında bir düğüm hissediyorsan; evet sende kendinizi ifade etmekte zorluk yaşıyorsun ve sorusunun tam da merkezinde olabilirsin.
Danışman olarak bize başvuran birçok danışan, bu ifadeyi ilk başta biraz utangaçça söylüyor ama sonrasında bunun aslında ne kadar derin ve yaygın bir sorun olduğunu danışan ile birlikte keşfediyoruz.
Kendinizi ifade etmekte zorluk mu yaşıyorsunuz? sorusunun altında çoğu zaman çocuklukta yaşanan bastırılmışlıklar, yeterince dinlenmemiş hissetmek, duygulara değer verilmemesi gibi deneyimler yatabiliyor.
İşte bu durumlar, iletişim becerilerinin gelişmemesiyle birlikte özgüven sorunlarına da neden oluyor. Kişi, düşüncelerini ve duygularını ifade ederken “Acaba yanlış mı anlarlar?”, “Ya kırılırlarsa?”, “Ya beni yargılarlarsa?” gibi kaygılarla susmayı tercih edebiliyor.
Ama duygular bastırıldığında, birikiyor ve başka şekillerde patlak verebiliyor: aniden öfke patlamaları, ağlamalar ya da içe kapanmalar gibi. Bu yüzden bu konu, sadece sosyal bir sorun değil, aynı zamanda psikolojik bir yük de taşıyor. Danışman olarak bu gibi durumlarda danışanlarla güvenli bir alan oluşturarak ifade becerilerini adım adım geliştirmesine yardımcı oluyorum.
Kendinizi ifade etmekte zorluk mu yaşıyorsunuz? diyorsanız, unutmayın ki bu beceri geliştirilebilir. Yani bu şekilde doğmuş olmanız gerekmiyor ya da bu bir karakter eksikliği değil. Bazen sadece nasıl başlayacağınızı, hangi kelimeleri kullanacağınızı ya da ne zaman susmanız gerektiğini bilmek bile büyük bir fark yaratır.
Özellikle ikili ilişkilerde, iş hayatında ve aile içi iletişimde kendini net ifade edememek; karşılıklı yanlış anlamalara, kırgınlıklara ve mesafe oluşmasına neden olabilir.
Herkesin duyulmaya, anlaşılmaya ve kendini ortaya koymaya hakkı var.
ÇOCUKLARA SINIR KOYMAK
Sınırlar çocuğu destekleyici, koruyucu ve yaşama hazırlayıcı işleve sahiptir. Sınır koymak, güvenlik ve çocuğu yönlendirmek anlamına gelir. Çocuklar anlamı açık sınırlamalar isterler. Böylece sosyal aidiyet, güvenilirlik, güçlü olma ve kendine özgü olmayı öğrenebilirler. Sınırları koymak ise anne - babaların görevidir. Sınırsız yetişen çocuklar, kendisine görünürde sunulan bütün olanaklara rağmen, içsel düzeyde yalnız ve ilgisiz hissedebilirler. Sınırlar çocukların kendilerini güvende ve kabul edilmiş hissettikleri alanlar yaratır. Çocuk böylece kendine özgü varlığının farkına varabilir. Kendine ve başkalarına saygısı gelişir. Kendini başkalarından ayırt edebilir ve kendi varlığını farklılıklarıyla kabul edebilir. Sınırlar olmazsa bireysel özellikler ve kişilik de oluşamaz.
NEDEN SINIRLAR?
Çünkü Sınırlar; Çocuğun hareket alanını belirler, istediği ayrıcalıkların elde edilme koşullarını ifade eder. Kurallar ve isteklerden farklı olarak, ebeveyn-çocuk ilişkisinde stresin daha az, güç savaşımlarının ise daha nadir yaşanmasına izin verir. Karşılıklı saygı oluşturur. Çocuğu kendi davranışlarından sorumlu tutar. Çocuğun yardım ve destek gibi kavramları anlamasını sağlar. Çocuğun var olanı somut olarak anlamasını sağlar. Toplumsal yaşantıda uyumlu olabilmek, kişisel iç huzur ve dengeyi sağlayabilmek için hangi yaşta olursa olsun, herkesin belirli sınırlara gereksinimi vardır. Sınırlar, kişisel bütünlüğü koruyabilmek, başkalarıyla iletişimde açık ve net olabilmek için de gereklidir. Sınırlar, bir anlamda kişinin kendisini hangi alanlarda ve nereye kadar geliştirebileceğinin bir ölçüsü gibidir
Bunun birçok nedeni olabilir. Günümüz yaşam tarzının önemli etkisi olabilir. Artık yetişkinler de kendilerine pek sınır koymuyorlar. Herkes her şeye sahip olmak istiyor, hem de olabildiğince çabuk, hemen! Statü sembolleri iyice önemli hale geldi; tüketim ise adeta bir ritüele dönüştü. Haliyle tüm bu değişimlerden çocuklar da nasibini almaktadır. Diğer bir neden, günümüz anne-babalarının çocukluklarından kalan bastırılmış istekleri ve kendi yetiştirilme tarzlarıyla ilgili olabilmektedir. Yaşadıklarına benzer deneyimleri kendi çocuklarına yaşatmak istememeleri sınır koymalarını engelleyebilir. Anne-babaların çoğunlukla çocuklarıyla geçirecekleri sınırlı zaman dilimini şefkatli, iyi ilişkiler içinde geçirmek istemeleri sınır koymamanın önemli bir nedendir. Kimi zaman anne-babaların, çocuklarının geçirdikleri öfke nöbetinden kendilerini kişisel olarak sorumlu tutmaları ve suçluluk duygusuyla bundan kaçınmak istemeleri sınır koymalarını zorlaştırabilir. Çocuk eğitiminde bir şeyleri yanlış yapma korkusuyla birçok anne baba yaptıklarını, çocuklarının tepkileriyle doğrulama ve onaylama ihtiyacı duymaları sınır koymada gerekli kararlılık ve sürekliliği göstermeyi engelleyebilmektedir. Özellikle genç ve çalışan annelerin, çocuklarına ""yeterince"" zaman ayıramıyor olmanın huzursuzluğu ve suçluluk duygusuyla tutarsız davrandıkları görülmektedir.
SINIRLAR ! HANGİ YAŞTAN İTİBAREN?
Biçimi daha yalın olsa da bebeklikten itibaren sınır koyma başlamalıdır. Çocuklara üç yaşlarındayken sınırların konulması, oluşturulması büyük önem taşır. Bu yaşlarda sınırların belirlenmesi hem çok kolay, hem çok zordur. Kolaydır; çünkü bu yaşta anne babalar çocuklarına kayıtsız şartsız güvenirler. Zordur; çünkü ebeveynlerin sınırları belirlerken, çocuğun birtakım deneyimleri yaşamasını engellemeden veya aşırı tepki göstermeden veya sınırları çok dar tutmadan bunu yapabilmeleri gerekmektedir. Küçük çocukların sürekli uyum sağlama çabaları, göze çarpan nazlanmaları, kritik durumlarda aşırı tepki göstermeleri yetişkinlere, acımasız sınırlar koyduklarını hissettirerek onları yanıltabilir.
KÜÇÜK ÇOCUKLARA SINIRLAMALAR GETİRİLİRKEN
1. Açık ve net olmak düşüncesizce yapılan cezalandırmaları önler.
2. Anlaşılabilir, görülerek denenebilir sınırlar koymak gerekir.
3. Çocuğun kendi hayal dünyasına ait sihirli çözümleri göz ardı etmemek önemlidir.
Çocuklar büyüdükçe sağlıklı keşiflere izin verecek kadar geniş, güvenliklerini sağlayacak ve sorumluluk kazandıracak kadar kısıtlı; ancak gelişime, desteğe ve değişime fırsat verecek kadar esnek sınırlara ihtiyaç duyarlar. Çocuk ve gencin sınırları; ""esnek ama gevşek değil"", ""belirli ama katı değil"", ""tutarlı ama değişmez değil"", ""yaptırımı olan ama zorlayıcı değil"" nitelikte olmalıdır. Aşırı kontrollü, kontrolsüz ve tutarsız sınırlar sağlıklı keşfi engeller, öğrenme fırsatlarını sınırlar, aşırı test etmeye ve isyana yol açabilir. Dengeli özgürlük ve kontrol sağlayan sınırlar, sağlıklı gelişme için en uygun ortamı yaratır. Belirlenen sınırların çok geniş ve gevşek olması; bir anlamda ""sınır olmaması"" anlamına gelmektedir. Bu durumda çocuk ve genç, gerçek yaşamda neyi, ne zaman, nerede, nasıl yapacağını öğrenememekte; davranışlarını düzenleme ve kontrol etmekte zorlanabilmektedir. Gerçek yaşamdaki ilişkileri tam anlamıyla kavrayamamakta; insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini sağlıklı bir biçimde düzenleyememektedir. Kendi sınırlarının nerede bittiği ve başkalarının özgürlüğünün nerede başladığını kestirememekte; böylece sosyal uyum ve iletişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Başarılı sınır koymak zaman ve tutarlılıkla ilgilidir. Ebeveyn tutarlı olduğunda çocuklar sınırları daha kolay kabul ederler. Bir kez ""evet"" olan başka bir kez ""hayır"" olmuşsa, durum her iki taraf için de güçleşir. Küçük çocuklarda ise sadece konuşmak değil, davranmak da çok önemlidir. Bir yaş çocuğuna, elektrik prizine neden bir şey sokmaması gerektiğini anlatmak pek işe yaramayabilir. Çocuk bunu anlayabilmek için, elini çekip, gözlerine bakıp katı ve sert bir sesle ""hayır"" diyecek, üstelik bunu her elektrik prizine yaklaştığında yapacak birine ihtiyaç duyar. Çocukların sınırlarının nasıl ve ne şekilde olması gerektiği aile tarafından belirlenirken; kuşkusuz, çocuğun kendinden getirdiği yaratılış özellikleri de bunda etkili olmaktadır. Sınırların belirlenmesinde, çocuk ve gencin gereksinimleri, beklentileri, dilekleri önemsenmeli; gelişen topluma göre güncel değerler göz önüne alınmalıdır. Çocuklar daha fazla özgürlük ve sorumluluk almaya hazır olduklarını gösterdikçe sınırları uyarlayıp genişletmek gerekir. Hazır olup olmadığını çocuğun davranışı ortaya koyacaktır.
ÇOCUKLAR BÜYÜDÜKÇE SINIRLARIN DÜZENLENMESİ
Daha bebeklikten başlayan bu sınırlar, çocuğun gereksinimleri ve ailenin tutumuna göre, her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden düzenlenmelidir. Sınırları belirleme dinamik bir süreçtir. 4 ve 10 yaşındaki çocukların yatma saatlerinin ya da 12 ve 17 yaşındaki çocukların eve geliş saatlerinin farklılık gösterebiliyor olması gibi.
SORUNLARI HALLETMEDE ÇOCUKLARA YARDIM ETMEK
Çocuklar, küçüklüklerinde anne-babalarının bazı sınırlar koymasına ihtiyaç duyarlar. Bu, onların sonradan karşılaşacakları hayal kırıklıklarıyla baş etmelerine yardım edecektir. "Her şey olabilir" anlayışı çocuklar için zararlıdır. Çocuklar kuralların ve bağlı kalmaları gereken sınırlamaların olduğunu bilmelidirler. "Birkaç dakika sonra", "birazdan", veya "bugün olmaz" kelimelerinin anlamını öğrenmek, acılara katlanmayı öğrenmeleri açısından önemlidir. Anne-babalar çocuklarının öfkeli ya da üzgün olmaya hakları olduğunu ve sınırlamalara gösterdikleri tepkinin kendilerine yönelik kişisel değil, normal gelişim süreçlerinin bir parçası olduğunu bilmelidirler. Ebeveynler çocuklarının mutsuzluklarına tahammül edebilmeyi öğrenmelidirler.
HAYATI ÇOK RAHATLAŞTIRMAMAK
Her anne–baba, elinden geldiğince ekonomik şartları çerçevesinde, kendileri ve çocukları için rahat bir yaşam sağlamaya çalışır. Kendileri ve çocuklarının oyuncaklara, giysilere veya diğer maddesel şeylere olan arzularını tatmin etmeye çalışır. Bu alanlarda mantıklı sınırlar belirlenmesi ve ""ihtiyaç duyulan"" ile ""arzulanan"" arasındaki farkın ortaya konması çocuklar için gereklidir. Tüm istekleri gerçekleşen çocuklar, kendilerinde her şeye sahip olma hakkını görürler. Genellikle “hayat bana bir şeyler borçlu" şeklinde düşünebilir, istediklerini elde edememenin verdiği acıyla nasıl başa çıkabileceklerini bilemeyebilirler. Elinde bulundurduklarının değerini anlamakta güçlük çekebilirler. İşler yolunda gitmediği zaman, uğrayacakları hayal kırıklığıyla başa çıkmakta iyice zorlanabilirler. Unutulmamalıdır ki, çocuklara ""çok rahat"" bir hayat sunmak; onlara uzun vadede ""yarar"" sağlamak değil, ""zarar"" vermek anlamına gelir.
Sınır Koyma Egzersizi