Duygusal Hissizlik Hastalığı Nedir?

Duygusal Hissizlik Hastalığı Nedir?

Aleksitimi, ilk olarak 1970’lerin başında keşfedildi ve o zamanlar, bu insanların herkes gibi duyguları olduğu ama onları ifade edemedikleri düşünülüyordu. Ve araştırmacılara göre, bunun nedeni beynin iki yarı küresinde yaşanan iletişim kopukluğuydu. Bugünse farklı türleri olduğunu biliniyor. Bunu yaşayan bazı insanlar duygularını açıklamakta sorun yaşarken, bazıları bu duyguların varlığından bile haberdar değiller.

Hepimizin yaşamında, “duygusuz” olduğunu düşündüğümüz insanlar, muhakkak ki var. Çünkü, bazı insanlar sevinç, üzüntü gibi duygulardan yoksun olabiliyorlar. Hatta zaman zaman, kendimiz için bile düşünüyoruz aynı şeyi. İşte bu noktada bilmemiz gereken başka bir şey var. Duygusuz olduğunu düşündüğümüz insanlar, aslında “duygu körlüğü” yaşıyor olabilirler. Bu kavrama çok aşina değiliz belki ama; “duygu körlüğü (aleksitimi)” tıbbın kabul ettiği bir rahatsızlık.

Duygusal hissizlik hastalığı nedir? sorusu, içsel olarak “hiçbir şey hissedememek” ya da “duygulara karşı donuk kalmak” gibi yaşantılarla boğuşan birçok insanın kendine sorduğu oldukça haklı bir sorudur. 

Psikolojik açıdan bir semptom olduğunu ve genellikle birden fazla ruhsal bozukluğun parçası olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Bu durum literatürde genellikle duygusal düzleşme, duygusal donukluk ya da bazı durumlarda alexithymia (duyguları tanıma ve ifade etme güçlüğü) olarak geçer.

 Danışman olarak bu konuda bize başvuran birçok danışan, “Ne üzülüyorum, ne seviniyorum… Boşlukta gibiyim” gibi ifadelerle bu hissizliği anlatıyor.

Duygusal hissizlik hastalığı nedir? sorusunun cevabını biraz daha derinleştirecek olursak, bu durum çoğunlukla travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, kronik stres, kaygı bozuklukları ya da kişilik bozukluklarıyla bağlantılı olarak gelişebilir.

Kişi uzun süreli bir psikolojik baskı ya da travma yaşadığında, beyin kendini korumaya alır ve duyguları “kapatır.” Bu bir çeşit hayatta kalma mekanizmasıdır. Duyguların baskılanması bir süre sonra otomatik hale gelir ve kişi artık sevincine de üzüntüsüne de ulaşmakta zorlanır. Teorik öğrenim açısından bakıldığında, bu duygusal hissizlik aslında bastırılmış duyguların ifadesidir. Yani kişi hissedemez çünkü hissettikleri çok yoğun, korkutucu ya da karmaşık olabilir.

Danışman olarak ben, bu gibi durumlarda öncelikle kişinin duygularına yeniden temas etmesini sağlayan terapötik yöntemler kullanıyorum.

Duygusal hissizlik hastalığı nedir? sorusunun en önemli yanıtlarından biri de şudur: Bu durum kalıcı olmak zorunda değildir. Duygularını hissedememek, onları tamamen kaybettiğin anlamına gelmez. Sadece o duygulara ulaşman zorlaşmıştır. Bu noktada bir uzmana danışmak, duyguların nerede tıkandığını, hangi olayların bu donukluğu tetiklediğini anlamak ve adım adım çözüm üretmek açısından çok kıymetlidir.

Danışman olarak, danışanlarımızın yeniden duygularına bağ kurmalarına, hayattan tekrar tat alabilmelerine yardımcı oluyoruz. Unutma, hissedememek bir zayıflık değil, ruhun bir yardım çağrısıdır. Bu çağrıyı duymak ve cevap vermek için geç kalmış değilsin.

Bir İnsan Neden Duygularını İfade Edemez?

Bir insan neden duygularını ifade edemez? sorusu, sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel temelleri olan bir sorudur.

 Duygular, doğuştan gelen evrensel tepkilerdir; fakat bunları ifade edebilme becerisi zamanla gelişir ve birçok etkene bağlı olarak şekillenir. 

1- genellikle çocukluk deneyimlerine dayanır. Eğer bir kişi duygularını dile getirdiğinde küçümsenmiş, susturulmuş ya da cezalandırılmışsa, ileriki yaşlarda da duygularını ifade etmekten kaçınabilir. Danışman olarak bana başvuran birçok danışan, “duygularımı anlatmak bana çocukken yasak gibiydi” diyerek bu bastırılmışlık hissini ifade eder.

2- “duygusal okuryazarlık eksikliği”dir. Yani kişi kendi içinde ne hissettiğini tanımlayamaz. Bu duruma psikolojide alexithymia denir. Böyle bireyler “İçimde bir şeyler oluyor ama ne olduğunu bilmiyorum” gibi cümlelerle bu durumu tarif eder. Duygularını adlandıramayan bir kişi, onları sağlıklı bir şekilde ifade etmekte de zorlanır. Özellikle yoğun stres, kaygı bozuklukları ya da travmalar sonucu bu durum iyice belirginleşir.  Bu durum sadece bir iletişim problemi değil, aynı zamanda duygularla kurulan içsel bağın zayıflığına işaret eder.

Danışman olarak bu noktada duyguların fark edilmesi, tanınması ve sağlıklı bir dille ifade edilmesi için özel terapi yöntemleri uygulamaktayım…

3-kültürel ve toplumsal baskılardır. Özellikle “erkek adam ağlamaz” ya da “güçlü kadın zayıflık göstermez” gibi kalıplar, duyguların bastırılmasına neden olur. Toplumun beklentileriyle büyüyen birey, zamanla duygularını göstermekten korkar hale gelir. Bu da hem bireysel yalnızlığa hem de ilişkisel sorunlara yol açar. Çünkü duygular ifade edilmedikçe birikir ve bu birikim zamanla öfke patlamaları, içe kapanma ya da fiziksel hastalıklar olarak ortaya çıkabilir.

Bir uzmana danışmak, bu duygusal blokajları çözmek ve kişinin yeniden kendisiyle sağlıklı bir bağ kurmasını sağlamak açısından oldukça etkili bir yoldur..